Kedi ve köpeklerde en sık görülen iç parazitler arasında askaritler (yuvarlak solucanlar), tenyalar ve kancalı kurtlar yer alır. Bu parazitler hayvanın bağırsaklarına ve iç organlarına yerleşerek beslenir ve yaşam döngülerini burada sürdürür. Bulaşma, anneden yavruya geçiş yoluyla ya da dış ortamdan alınma şeklinde gerçekleşebilir.
Bağırsak parazitleri yumurtalarını hayvan dışkısıyla dış ortama bırakır. Bu yumurtalar çevreye yayılarak hem diğer hayvanlar hem de temas eden insanlar için bulaş riski oluşturur; bu nedenle iç parazitlerle mücadele yalnızca hayvan sağlığı değil, aile sağlığı açısından da önemlidir.
İç parazit enfestasyonunun belirtileri parazitin türüne ve yoğunluğuna göre değişkenlik gösterir. İştah artışına rağmen kilo kaybı, karında şişkinlik, ishal, kusma, donuk ve mat bir tüy görünümü ile halsizlik en sık karşılaşılan bulgular arasındadır. Bazı vakalarda dışkıda çıplak gözle görülebilen solucan parçalarına rastlanabilir; ancak birçok hayvan hiçbir belirgin dış belirti göstermeden enfeste olabilir, bu nedenle düzenli dışkı tahlili büyük önem taşır.
Tedavi protokolüne göre yavru kedi ve köpeklerde iç parazit tedavisine 45 günlük yaştan itibaren başlanması gerekir. Sonrasında koruma amacıyla iki aylık aralıklarla düzenli ilaçlandırma uygulanmalıdır. Yetişkin hayvanlarda ise koruma sıklığı, yaşam tarzına (sokakla teması olan, çiğ et tüketen ya da diğer hayvanlarla sık temas eden bireyler gibi) göre veteriner hekim tarafından belirlenir.
Parazitlerden korunmada en etkili yöntem, veteriner hekim önerisiyle düzenli aralıklarla uygulanan iç parazit koruyucularıdır. Bunun yanında dışkının düzenli temizlenmesi, su ve mama kaplarının hijyenik tutulması, sokak hayvanlarıyla temasın kontrol altında tutulması da bulaşma riskini azaltır. Bazı iç parazitler insanlara da bulaşabildiğinden (zoonoz risk), özellikle çocuklu ailelerde düzenli parazit kontrolü aile sağlığı açısından da önemlidir.
Sadece dışarı çıkan değil, tamamen ev içinde yaşayan hayvanlar da iç parazit riski altındadır. Bu nedenle düzenli veteriner kontrolünü ve aşılamayı ihmal etmemek, dostunuzun sağlığını korumanın en etkili yoludur.
Özellikle çoklu hayvan barındıran evlerde ya da bahçeli konutlarda yaşayan kedi ve köpeklerde bulaşma riski daha yüksek olduğundan koruma programının aksatılmadan sürdürülmesi büyük önem taşır. Dışkı görünümünde renk, kıvam ya da kokuda fark edilen değişiklikleri not alıp bir sonraki kontrolde veteriner hekimle paylaşmak, erken tanı açısından değerli bir bilgi kaynağı oluşturur.
